çernobil nedir, çernobil nasıl oldu, çernobil nükleer patlama nasıl oldu, çernobilin zararları, çernobil nerede, çernobil nasıl meydana geldi, çağımızın felaketleri, çernobil faciası, çernobil faciasının etkileri, çernobil felaketi, çernobil felaketi nasıl oldu, çernobil felaketi nedir, çernobil felaketinin etkileri, çernobil nasıl patladı, çernobil nedir, çernobil nerdedir, çernobil nerededir, çernobil patlaması, çernobil patlaması nasıl oldu, çernobil ve türkiye, çernobilin etkileri, en büyük felaketler, en büyük nükleer felaketler, nükleer patlamalar
Çağımızın belki de en büyük felaketlerinin arasında yer alır Çernobil Faciası. O kadar büyük bir felaketti ki etkileri hala günümüzde görülmektedir. Ülkemizde çok büyük etkileri olmuştur. Özellikle Karadeniz bölgesinde kanser oranın yüksek olması Çernobil faciasının bir sonucudur. Bu büyük felaketi, Çernobil faciasını sizler için derledik. İşte Çernobil faciası ile ilgili bilgiler....Çernobil Faciası Ne Zaman Oldu?
Çernobil Faciası Neden Oldu?
Çernobil Faciası Nerede Oldu?
Çernobil Reaktör Kazasının Türkiye Üzerindeki Etkileri Nelerdir?
Çernobil reaktör kazası, bir deney sırasında meydana gelen 20. yüzyılın ilk büyük nükleer kazasıdır. Ukrayna'nın Kiev iline bağlı Çernobil kentindeki Nükleer Güç Reaktörünün 4. ünitesinde 26 Nisan 1986 günü erken saatlerde meydana gelen nükleer kaza sonrasında atmosfere büyük miktarda fisyon ürünleri salındığı 30 Nisan 1986 günü tüm dünya tarafından öğrenildi.Çernobil Kazasının Nedenleri:
1972’de Ukrayna’daki (O dönemde SSCB’nin bir parçasıydı) Kiev’in 140 km kuzeyinde bulunan Çernobil Nükleer Santralı’nda gerçekleşen kaza, her biri 1.000 Megawatt (MW) gücünde olan dört reaktörünün hatalı tasarımının yanı sıra, reaktörlerden birinde deney yapmak için güvenlik sisteminin devre dışı bırakılıp peş peşe hatalar meydana gelmesi nedeniyle oldu.
Deneyin yapılacağı 25 Nisan 1986 günü, önce reaktörün gücü yarıya düşürüldü, ardından da acil soğutma sistemi ile deney sırasında reaktörün kapanmasını önlemek için tehlike anında çalışmaya başlayan güvenlik sistemi devre dışı bırakıldı. 26 Nisan günü saat 00:23’i biraz geçe teknisyenler deneyin son hazırlıklarını tamamlamak üzere ek su pompalarını çalıştırdılar. Bunun sonucunda gücünün yüzde 7’siyle çalışmakta olan reaktörde buhar basıncı düştü ve buhar ayırma tamburlarındaki su düzeyi güvenlik sınırının altına indi. Normal olarak bu durumda reaktörün güvenlik sistemine ulaşması gereken sinyaller de teknisyenler tarafından engellendi. Su düzeyini yükseltmek için buhar sistemine koşulların oluştuğuna karar verildi. Büyük patlama ise saat 01:23 meydan geldi.
Deneyin amacı, reaktörün çalışması aniden durdurulduğunda, buhar türbinlerinin daha ne kadar süreyle çalışmayı sürdüreceğini ve böylece ne kadar süre acil güvenlik sistemine güç sağlayabileceğini öğrenmekti. Geriye kalan öteki acil güvenlik sinyali bağlantılarını da kestikten sonra türbinlere giden buhar akışı durduruldu. Bunun sonucunda dolaşım pompaları ve reaktörün soğutma sistemi yavaşladı. Yakıt kanallarında ani bir ısı yükselmesi görüldü ve yapısal özellikleri nedeniyle reaktör tümüyle denetimden çıkmış oldu. Tehlikeyi fark eden teknisyenler reaktörün durdurulmasını sağlamak amacıyla bütün denetim çubuklarını derhal sisteme sokmaya karar verdiler. Ama aşırı derecede ısınmış bulunan reaktörlerde saat 01:26’te, yani deneye başlanmasından bir dakika sonra iki patlama oldu. Bu patlamanın ayrıntıları tam olarak bilinmemekle birlikte, denetim dışı bir çekirdek tepkimesinin gerçekleşmiş olduğu anlaşılmaktadır. Üç saniye içinde reaktörün gücü %7’den %50’ye fırladı. Yakıt parçacıklarının soğutma suyuyla karşılaşması, suyun bir anda buhara dönüşmesine yol açtı. Oluşan aşırı buhar basıncı reaktörün ve santral binasının tepesini uçurdu. Reaktördeki zirkonyum ve grafitin yüksek sıcaklıktaki buharla karşılaşması sonucu oluşan hidrojen yanarak bütün santralı alevler içinde bıraktı.
26 Nisan 1986 saat: 01:23’ te 4 numaralı reaktör çekirdeğinde patlamalara neden olan katastrofik güç artışı yaşadı. Bu patlamalar, atmosfere çok miktarda radyoaktif yakıtın ve ham maddenin yayılmasına, ve kolayca tutşabilen grafit moderatörünün tutuşmasına neden oldu. Reaktör herhangi bir sağlam muhafaza kazanı ile kaplanmadığı için, yanan grafite moderatörü dumanla taşınan radyoaktif parçacıkların yayılımını arttırdı. Normal kapama işleminde meydana gelen kaza olası acil bir durumda devreye giren soğutma özelliği güvenliğinin planlanmış bir testi sırasında oluştu. Yapılmaya Çalışılan Deney:
Nükleer güç reaktörleri, aktif olarak güç üretmediğinde bile, radyoaktif maddelerin bozulma ısısını gidermek için genellikle soğutucu akışı tarafından sağlanan soğutma işlemine ihtiyaç duyar. Basınçlı su reaktörleri, atık ısıyı çıkarmak için yüksek basınçlı su akışını kullanır. Kaza durumundaki bir reaktörün acil olarak durdurulmasından sonra, çekirdek hala başlangıçta tesisin toplam ısı üretiminin yaklaşık olarak % 7’ si kadar ciddi miktarda bir artık ısı üretir. Bu artık ısı soğutucu sistemleri tarafından çıkarılmazsa, ısı çekirdeğin zarar görmesine neden olabilir. Çernobilde patlayan reaktör, yaklaşık olarak 1600 ayrı yakıt kanalından oluşuyordu ve her operasyonel kanal saatte 28 ton’luk (7400galon) su akışına ihtiyaç duyuyordu. Enerji hatları şebekesinin çökmesi durumunda harici gücün, tesisin soğutucu su pompalarını acilen çalıştırmak için uygun olmayacağı yönünde endişeler vardı. Çernobil reaktörlerinin 3 tane yedek dizel jeneratörü vardı. Her jeneratör 15 saniye içinde devreye girebiliyordu, fakat tam hıza ulaşması ve ana soğutucu su pompalarından bir tanesini çalıştırmak için gerekli olan 5.5 MW ‘lik kapasiteye ulaşması 60-75 saniye alıyordu. Bu bir dakikalık güç aralığının kabul edilemez olduğu düşünülüyordu ve buhar tirbünü rotasyonel enerjisi (ya da açısal momentum)ve artık buhar basıncının (tirbün vanaları kapalı), acil durum dizel jeneratörleri yeterli dönme hızına ve voltaja ulaşana kadar, ana soğutucu su pompalarını çalıştırabilecek elektiriği üretmek için kullanılabileceği öne sürülüyordu. Teorik olarak, analizler, bu artık momentumun ve buhar basıncının, acil durum jeneratörlerinden gelen harici enerjinin başlangıcındaki kesinti ve yeterli tam güce ulaşması arasında köprü olabilecek gücü 45 saniyeliğine sağlayabilecek potansiyele sahip olduğunu gösteriyordu. Bu yeterliliğin hala deneysel olarak doğrulanması gerekiyordu ve önceki testler hep başarısızlıkla sonuçlanmıştı. 1982’ de gerçekleştirilen ilk test, tirbün jeneratörünün uyarım voltajının yetersiz kaldığını; türbinin aniden kapanmasından sonra gerekli manyetik alanı devam ettiremediğini, gösterdi. Sistem 1984’ te modifiye edilerek tekrarlandı, fakat sonuç yine başarısız oldu. 1985’ te testler üçüncü sefer yapıldı ve yine olumsuz sonuçlarla bitti. Test prosedürü 1986 da tekrar edilecekti, ve bu testin 4 numaralı reaktörün bakım için kapatılması esnasında yapılması planlandı. Test, reaktörün elektrik kaynaklarının sekanslarını cereyan verme üzerine odaklandı. Test prosedürü, bir acil durum kapatmasıyla başlamış oldu. Reaktörün güvenliği üzerinde zararlı etkisi tahmin edilmiyordu, bu yüzden test programı reaktörün tasarım şefi ya da bilimsel idarecisi ile koordineli olarak yapılmadı. Bunun yerine sadece tesis direktörü tarafından onaylandı. Test parametrelerine göre deneyin başlangıcında reaktörün ısı üretimi 700 MW’ nin altında olmamalıydı. Test koşulları planlandığı gibi olsaydı, test hemen hemen başarıyla gerçekleşebilirdi; nihai felaket, onay verilen test prosedürüne aykırı olarak deney başlar başlamaz reaktör verimini arttırmaya zorlamaktan kaynaklandı. Çernobil santrali, 2 yıl, ilk 60-75 saniye boyunca toplam elektrik gücü kaybını karşılama kapasitesi olmadan çalıştı, ve bu yüzden önemli bir güvenlik özelliğinden yoksundu. İstasyon yöneticileri büyük olasılıkla ilk fırsatta bunu düzeltmek istedi, ki bu ciddi sorunlar meydana geldiğinde bile neden deneye devam ettiklerini ve gerekli izni neden Sovyet nükleer bakım düzenleyicisinden almadıklarını açıklar(üstelik 4 no lu reaktörde bir temsilci bulunmasına rağmen. Deney prosedürünün amaçları: 1- Reaktör 700MW-800MW arasında daha düşük bir güç seviyesinde çalışıyor olacaktı. 2- Buhar tirbünü jeneratörü tam hızıyla çalışıyor olacaktı. 3- Bu koşullar sağlandığında, türbin jeneratörünün buhar desteği kapatılacaktı. 4- Türbin jeneratörü performansının, soğutma pompalarına otomatik olarak güç sağlayan ve çalıştıran acil durum dizel jeneratörleri sıralanana kadar, soğutma pompaları için gerekli köprü gücü sağlayıp sağlayamayacağı belirlenecekti. 5- Acil durum jeneratörleri normal yeterli hıza ve voltaja ulaştıktan sonra, türbin jeneratöre serbest bırakılacaktı.
Kaza öncesindeki Koşullar: Testin uygulanmasını sağlayan koşullar 25 Nisan 1986 günü gündüz vardiyasından önce oluşturuldu. Gündüz vardiyasındaki işçiler önceden uyarıldı ve bu işçiler oluşturulan prosedürlere aşinaydı. Elektrik mühendislerinden oluşan özel bir ekip yeni voltaj düzenleme sistemini test etmek üzere oradaydı. Planlandığı gibi gündüz vardiyasının işe başlamasıyla 01:06 25 Nisanda güç ünitesinin randımanı kademeleri olarak azaltılmaya başlandı ve güç seviyesi nominal 3200 MW ısı seviyesinin % 50 sine düşürüldü. Bu noktada bir diğer bölgesel güç istasyonu beklenmedik bir şekilde devre dışı kaldı ve Kiev elektrik şebekesi denetçisi akşamları oluşan yoğun elektrik talebini karşılayacak güce ihtiaç duyulduğu için çernobilde daha fazla güç azaltılmasının ertelenmesini talep etti. Çernobil santrali yöneticisi testin ertelenmesini kabul etti. Saat 23:04 te kiev elektrik şebekesi denetçisi reaktörün kapatılma işlemine devam edilmesi için izin verdi. Bu gecikmenin bazı ciddi sonuçları vardı; gündüz vardiyası geçeli çok olmuştu ve akşam vardıyası da çıkmaya hazırlanıyordu, ve gece vardıyası da işin yapılacağı gece yarısına kadar nöbeti devralmayabilirdi. Plana göre test gündüz vardiyasında bitirilmeliydi ve gece vardiyası sadece santralde beklenmedik bir kapanma olursa soğutma sistemlerinin bozulma ısısını devam ettirmekle yükümlüydü. Testi uygulamak ve hazırlanmak için gece vardiyasının zamanı çok kısıtlıydı. Vardiya değişimi sırasında güç seviyesinde % 50 den aşağı ani bir düşüş gerçekleştirildi. Alexander akimov gece vardiyası şefiydi, ve Lenoid taptunov kontrol çubuklarının hareketi dahil reaktörün operasyonel iderasinden sorumlu yöneticiydi. Genç bir mühendis olan Taptunov daha önce üç aylığına bağımsız bir yüksek mühendis olarak çalışmıştı. Test planı 4 numaralı reaktörün güç çıkışının kademeli olarak 700 MW-1000MW lik ısı seviyesine düşürülmesini gerektiriyordu. Test planında yer alan 700 mw seviyesine 26 Nisan 00:05 te ulaşıldı; ancak çekirdekteki nötron soğurucu ksenon 135 elementinin doğal yapısı yüzünden daha fazla azaltma işlemi yapılmasa bile reaktör gücü azalmaya devam etti. Güç yaklaşık olarak 500MW seviyesine ulaştığı için, Taptunov kasıtsız olarak reaktörü neredeyse kapatma noktasına getiren denetim çubuklarını devreye soktu. Taptunov ve Akimov radyasyon hastalığından öldüğü için ayrıntılı ve gerçek detayların bilinmesi zor. Reaktör gücü hemen hemen bir kapanma seviyesi olan 30 MW lik ya da daha az ısıya düştü, bu, test için güvenli olarak planlanan baştaki minimum güç seviyesinin yaklaşık olarak % 5 idi. Kontrol dairesi personeli, bunun üzerine kontrol çubuklarının büyük bölümünü yukarı çekerek gücü tekrar eski haline getirme kararı aldı. Birkaç dakika, personelin çubukları çekmesi, güç çıkışının artması ve ardından planlanan 700 MW değerinden çok daha düşük bir değer olan 160-200 MW de sabitlenmesi arasında geçti. İlk kapatma sırasındaki ani azaltma ve seviyenin 200 MW nin daha da altına düşmesi, ksenon 135 elementinin birikmesiyle reaktör çekirdeğindeki zehirlenmenin artmasına yol açtı. Bu, reaktör gücünün yükselmesini kısıtladı ve zehirlenme etkisini yok etmek için ek denetim çubuklarının reaktör çekirdeğinden çıkarılmasını zorunlu hale getirdi. Reaktörün düşük güçte ve yüksek zehirlenme oranında çalışması, dengesiz çekirdek sıcaklığı ile soğutucu akışı ve muhtemelen dengesiz nötron akısı ile birleşti. Bu noktada çeşitli alarmlar çalmaya başladı. Kontrol odası, su/buhar tamburlarının seviyesiyle ilgili ve besleme suyunun akış hızında değişiklikler ya da farklılıklar olduğuyla ilgili art arda gelen acil durum uyarıları aldı,bunun yanında tahliye vanalarının artan buharı bir türbin kondenserine tahliye etmek için açıldığını belirten ve nötron güç denetçisinden gelen uyarılar vardı. Bu periyotta 00:35 ile 00:45 arasında, termal termal hidrolik parametrelerle ilgili görünüşte reaktör gücünü korumak için dikkate alınmadı. Reaktör acil durum koruma sistemi acil durum sinyalleri, türbin jeneratörlerinin her ikisinin kapanmasına neden olan bir hatayı tetikledi. Bir süre sonra 200 mw lik güç seviyesinde daha çok ya da daha az sabit bir duruma ulaşıldı ve test hazırlıkları devam etti. Test planının bir parçası olarak ilave su pompaları 26 Nisan 00:05 te devreye sokuldu. Reaktör üzerinde artan soğutucu akışı oranı, reaktör çekirdeğinin hava giriş deliği soğutucusu sıcaklığının güvenlik payını azaltan ve suyun kabarcıklı kaynama sıcaklığını daha da yakınlaştıran bir artışa neden oldu. Akış saat 01:09 da izin verilen limiti aştı. Aynı zamanda, ilave su akışı tüm çekirdek sıcaklığını düşürdü ve çekirdekteki buhar boşluğunu azalttı. Ayrıca, su nötronları emdiği için ek su pompalarının devreye sokulması reaktör gücünü azalttı. Bu, operatörlerin güç devamını sağlamak amacıyla manual kontrol çubuklarını daha ileriye çekmek için harekete geçmesine neden oldu. Tüm bu yapılanlar kararsız bir reaktör konfigürasyonu oluşmasını sağladı. İlk olarak reaktörün ani durmasında devreye sokulan, güvenlik çubuklarının değerini sınırlayabilecek kontrol çubukları hemen hemen çıkarılmak üzereydi. Dahası reaktör soğutucusu kaynamayı azaltmıştı, fakat kaynama payını sınırlamıştı, bu yüzden her güç farklılığı su tarafından emilen nötronu azaltarak kaynama üretebilirdi. Reaktör, tasarımcılar tarafından oluşturulan güvenli çalıştırma koşullarının açık bir şekilde dışında olan kararsız bir konfigürasyondaydı.
Çernobil Kazasının Etkileri:
İngiltere'nin Galler bölgesinde kazadan iki hafta sonra saptanan yüksek radyoaktivite nedeniyle yeşil alanlara koyun ve sığırların girişi engellenmiştir.
Araştırmalarda ilk yıl doz açısından en fazla radyoaktiviteye maruz kalan Avrupa ülkesi Bulgaristan olarak belirlenmiştir. Sıralama açısından ise şemada yer alan ülkeler doz sırasına göre şu şekilde sıralanmıştır:
Birleşmiş Milletler'e bağlı kuruluşlar olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, Uluslararası Sağlık Örgütü, Dünya Bankası gibi kurumların ve Rusya, Beyaz Rusya ve Ukrayna yetkililerinin oluşturduğu bir organizasyon olan Çernobil Forumu 2005 yılında “Chernobyl’s Legacy: Health, Environmental and Socio-Economic Impacts” (Çernobil’in Mirası: Sosyo-ekonomik, Çevresel ve Sağlık Bakımından Etkileri) başlıklı bir rapor yayınlamıştır.
En yüksek radyasyon dozlarına, sayıları bini bulan acil durum çalışanları ve Çernobil personeli maruz kaldı. Çalışanların bazıları için maruz kaldıkları dozlar öldürücü oldu. Zaman içinde Çernobil’de çalışan kurtarma personelinin sayısı 600 bini buldu. Bunların bazıları, çalışmaları boyunca yüksek düzeyli radyasyona maruz kaldılar. Çöken radyoaktif iyodinden kaynaklanan çocukluk tiroid kanseri, kazanın en önemli sağlık sorunlarından birisidir. Kazadan sonraki ilk aylarda, radyoaktif iyodin düzeyi yüksek sütlerden içen çocuklar yüksek radyasyon dozları aldılar. 2002 yılına kadar bu grup içinde 4000’den fazla tiroid kanseri teşhis edildi. Bu tiroid kanserlerinin büyük bölümünün radyoiyodin alımından kaynaklanmış olması çok muhtemeldir.
Bağımsız kaynaklar yüzlerce yıl boyunca Pripyat ve komşu bölgelerde yerleşimin güvenli olmadığını söylemektedirler. Ayrıca bölgeye giriş çıkışlar hala polis kontrolünde olup bazı bölgelere giriş yapılamamaktadır.
Çernobil reaktör kazasının Türkiye üzerindeki etkileri:
Çernobil reaktör kazasının Türkiye üzerindeki etkileri, Çernobil reaktör kazası nedeniyle, Türkiye Cumhuriyeti'nde kamu sağlığı, çevre ve ekonomi üzerinde gözlemlenen etkilerdir.
Çernobil nükleer reaktöründeki patlama sonucunda çevre ülkelere yayılan radyoaktif parçacıkların büyüklüğü ve etkileri üzerine kazanın üzerinden geçen yıllarda ciddi bilimsel araştırmaların yapılmamış ve radyasyon seviyesini gösteren sayısal değerlerin açıklanmamış olması, patlamanın hemen sonrasında Türkiye üzerindeki etkilerle ilgili yeterli veriye ulaşmayı imkânsızlaştırmıştır. Ancak Çernobil kazasının Avrupa üzerindeki etkilerini gösteren harita ve çizelgeler, radyoaktif serpintinin çok geniş bir alanda yayıldığı ve Avrupa'daki pek çok ülkeyi doğrudan etkilediğini gösterdiği gibi; ülkedeki kanser vakalarının artışının nedeninin Çernobil kazası olduğuna ilişkin kuşkular hâlâ devam etmektedir.
Türk Tabipler Birliği'nin ilk baskısı Nisan 2006'da yapılan "Çernobil Nükleer Kazası Sonrası Türkiye'de Kanser" başlıklı raporunda, Çernobil nükleer reaktör kazası ile Karadeniz bölgesindeki kanser vakaları arasındaki ilişkinin araştırılması sonuçları kamuoyuna sunulmuştur. Raporda Çernobil'deki patlama sonrasında oluşan radyoaktif bulutların 3 Mayıs 1986 Cumartesi günü Marmara'ya, 4-5 Mayıs günleri Batı Karadeniz'e, 6 Mayıs günü Çankırı üzerinden Sivas'a, 7-9 Mayıs tarihlerinde Trabzon-Hopa'ya ulaştığı, 10 gün sonra da tüm Türkiye'ye radyoaktif parçacıkların yayıldığı belirtilmekte; çalışma sonucunda, Hopa’da kanser görülme sıklığı ile kanser nedeniyle ölümlerin, Türkiye’nin diğer coğrafi alanlarına göre daha fazla görülmesi olasılığının, araştırılmaya değer bir durum olduğunun ortaya çıktığı ifade edilmektedir. Rapor, elde edilebilen veriler ışığında, bölgede Çernobil nükleer kazası ile gerek kanser olgu sayıları, gerekse kanserden ölümlerle ilgili kanıta dayalı nedensel bir bağlantı kurmanın olanaklı görünmekte olduğunu kabul ederek, bu konuda kesin sonuca varmak için daha ayrıntılı araştırmalar yapılması gerekliliğini vurgulamaktadır
[ Kaynak: wikipedia.org ]
damat rüstem paşa kimdir, damat rüstem paşa nasıl öldü, damat rüstem paşanın eşi, damat rüstem paşanın çocukları, damat rüstem paşa ne zaman öldü, damat rüstem paşa nezaman ölecek, damat rüstem paşa muhteşem yüzyıl, guncelportal.blogspot.com, damat rüstem paşa nereli, damat rüstem paşa ve mihrimah sultan, damat rüstem paşa şehzade mustafayı mı öldürdü, şehzade mustafayı kişm öldürdü, damat rüstem paşanın hayatı kısaca,
Muhteşem Yüzyıl dizisinde son günlerde konuşalan karakterlerden birisi de Damat Rüstem Paşa. guncelportal.blogspot.com olarak Damat Rüstem Paşa'nın biyografisini sizler için derledik...
İşte Damat Rüstem Paşa'nın Hayatı...
http://guncelportal.bogspot.com
Damat Rüstem Paşa Kimdir?
Damat Rüstem Paşa Nasıl Öldü?
Damat Rüstem Paşa (d. 1500 - ö.10 Temmuz 1561), Kanun-i Sultan Süleyman saltanatı döneminde 28 Kasım 1544 -6 Ekim 1553 ve 29 Eylül 1555-10 Temmuz 1561 tarihleri arasında sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır.
Rüstem Paşa, yaklaşık 1500 yılında Hırvat asıllı hristiyan bir ailenin çocuğu olarak Saraybosna yakınlarında olan ya Butomır ya da Sarajovska Polje adlı bir köyde doğmuştur. Ailesinin adının Öpüçoviç veya Cığaliç olduğu bildirilmektedir. Babası Mustafa Bey (Paşa) olup Sinan (Kaptan-ı derya Sinan Paşa ) ve Nefise adlı iki kardeşi olduğu belirtilmektedir. Genç yaşta İstanbul'a getirilip devşirilen Rüstem Paşa Enderun'da eğitim gördü. Enderundan rikâb ağalığı ile çıktı. 1526 Mohaç Muharebesi'ne silahdar olarak katıldı. Bu seferden döndükten sonra birinci imrahor görevine tayin edildi. Üstün yetenekleri dolayısıyla Sultan Süleyman'ın gözüne girdi. Önce Diyarbakır beylerbeyi oldu. Sonra Anadolu beylerbeyliğine nakledildi. 1539'da üçüncü vezir olarak görevlendirildi. Üçüncü vezir iken iken 26 Kasım 1539'da Şehzade Cihangir ve Şehzade Bayezid'in sünnet düğününde Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan ile evlendi. Bu nedenle 'Damat' sıfatıyla anılır. Padişaha damat olması söz konusu olunca Rüstem Paşa'yı çekemeyen rakipleri onun cüzzamlı olduğu dedikodusunu yaymışlardı. Bunun üzerine hassa hekimlerinden Mehmet Halife bu söylentinin gerçek olup olmadığını araştırmak için Paşa'yı muayeneden geçirdi. Muayene sırasında gömleğinde bir bit bulundu. O günlerdeki tip bilgisine ve halk inanışına göre bir cüzamlının üzerinde bit barınamaz olduğu kabul edilmekteydi. Gömleğindeki bit cüzzamlı olmadığına delil olarak kabul edilerek evlenmesine izin veildi.
Olucak bir kişinin bahtı kavi talii yar.
Kehlesi dahi mahallinde anın işe yarar.
anonim beyti Rüstem Paşa için söylenmiştir. Ballı adamın üzerinde bit çıksa işine yarar, anlamındadır ve üzerinde bit çıkması üzerine dile getirilmiştir. Bu yüzden, tarihçilerin kendisine vermiş oldukları bir diğer isim "Kehle-i İkbal" (İkbal Biti) Rüstem Paşa'dır.
1544'de Hadim Süleyman Paşa'nın azledilmesi üzerine yerine getirilmesi beklenen ikinci Vezir Deli Hüsrev Paşa'yı Hürrem Sultan'ın emriyle birbirine düşürdü ve ardından Sultan Süleyman hem Hüsrev Paşa'yı hem de Hadim Süleyman Paşa'yı azledip sadrazamlığa Rüstem Paşa'yı getirdi.
Hürrem Sultan ve eşi Mihrimah Sultan ile bir olup Şehzade Mustafa'nın idamına ortam hazırladı. Kanuni, Şehzade Mustafa'yı öldürttükten sonra yeniçerilerin ayaklanma çıkarabileceği korkusuyla Rüstem Paşa'yı azletti (1553) ve yerine Kara Ahmet Paşa'yı getirdi. Ancak Hürrem Sultan ile Mihrimah Sultan, Rüstem Paşa'yı sadrazamlığa tekrar getirebilmek için çalıştılar. 29 Eylül 1555 tarihinde Kanuni Sultan Süleyman basit bir bahaneyle Kara Ahmet Paşa'yı Divan-ı Humayun'un ortasında idam ettirdikten sonra Rüstem Paşa tekrar sadrazam oldu. 10 Temmuz 1561 İstanbul'da ölümüne dek sadrazamlık görevini sürdürdü. Cenazesi Şehzade Camii bahçesindeki türbesinde gömülüdür.
[kaynak: wikipedia.org]
Muhteşem Yüzyıl dizisinde son günlerde konuşalan karakterlerden birisi de Damat Rüstem Paşa. guncelportal.blogspot.com olarak Damat Rüstem Paşa'nın biyografisini sizler için derledik...
İşte Damat Rüstem Paşa'nın Hayatı...
http://guncelportal.bogspot.com
Damat Rüstem Paşa Kimdir?
Damat Rüstem Paşa Nasıl Öldü?
Damat Rüstem Paşa (d. 1500 - ö.10 Temmuz 1561), Kanun-i Sultan Süleyman saltanatı döneminde 28 Kasım 1544 -6 Ekim 1553 ve 29 Eylül 1555-10 Temmuz 1561 tarihleri arasında sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır.
Rüstem Paşa, yaklaşık 1500 yılında Hırvat asıllı hristiyan bir ailenin çocuğu olarak Saraybosna yakınlarında olan ya Butomır ya da Sarajovska Polje adlı bir köyde doğmuştur. Ailesinin adının Öpüçoviç veya Cığaliç olduğu bildirilmektedir. Babası Mustafa Bey (Paşa) olup Sinan (Kaptan-ı derya Sinan Paşa ) ve Nefise adlı iki kardeşi olduğu belirtilmektedir. Genç yaşta İstanbul'a getirilip devşirilen Rüstem Paşa Enderun'da eğitim gördü. Enderundan rikâb ağalığı ile çıktı. 1526 Mohaç Muharebesi'ne silahdar olarak katıldı. Bu seferden döndükten sonra birinci imrahor görevine tayin edildi. Üstün yetenekleri dolayısıyla Sultan Süleyman'ın gözüne girdi. Önce Diyarbakır beylerbeyi oldu. Sonra Anadolu beylerbeyliğine nakledildi. 1539'da üçüncü vezir olarak görevlendirildi. Üçüncü vezir iken iken 26 Kasım 1539'da Şehzade Cihangir ve Şehzade Bayezid'in sünnet düğününde Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan ile evlendi. Bu nedenle 'Damat' sıfatıyla anılır. Padişaha damat olması söz konusu olunca Rüstem Paşa'yı çekemeyen rakipleri onun cüzzamlı olduğu dedikodusunu yaymışlardı. Bunun üzerine hassa hekimlerinden Mehmet Halife bu söylentinin gerçek olup olmadığını araştırmak için Paşa'yı muayeneden geçirdi. Muayene sırasında gömleğinde bir bit bulundu. O günlerdeki tip bilgisine ve halk inanışına göre bir cüzamlının üzerinde bit barınamaz olduğu kabul edilmekteydi. Gömleğindeki bit cüzzamlı olmadığına delil olarak kabul edilerek evlenmesine izin veildi.
Olucak bir kişinin bahtı kavi talii yar.
Kehlesi dahi mahallinde anın işe yarar.
anonim beyti Rüstem Paşa için söylenmiştir. Ballı adamın üzerinde bit çıksa işine yarar, anlamındadır ve üzerinde bit çıkması üzerine dile getirilmiştir. Bu yüzden, tarihçilerin kendisine vermiş oldukları bir diğer isim "Kehle-i İkbal" (İkbal Biti) Rüstem Paşa'dır.
1544'de Hadim Süleyman Paşa'nın azledilmesi üzerine yerine getirilmesi beklenen ikinci Vezir Deli Hüsrev Paşa'yı Hürrem Sultan'ın emriyle birbirine düşürdü ve ardından Sultan Süleyman hem Hüsrev Paşa'yı hem de Hadim Süleyman Paşa'yı azledip sadrazamlığa Rüstem Paşa'yı getirdi.
Hürrem Sultan ve eşi Mihrimah Sultan ile bir olup Şehzade Mustafa'nın idamına ortam hazırladı. Kanuni, Şehzade Mustafa'yı öldürttükten sonra yeniçerilerin ayaklanma çıkarabileceği korkusuyla Rüstem Paşa'yı azletti (1553) ve yerine Kara Ahmet Paşa'yı getirdi. Ancak Hürrem Sultan ile Mihrimah Sultan, Rüstem Paşa'yı sadrazamlığa tekrar getirebilmek için çalıştılar. 29 Eylül 1555 tarihinde Kanuni Sultan Süleyman basit bir bahaneyle Kara Ahmet Paşa'yı Divan-ı Humayun'un ortasında idam ettirdikten sonra Rüstem Paşa tekrar sadrazam oldu. 10 Temmuz 1561 İstanbul'da ölümüne dek sadrazamlık görevini sürdürdü. Cenazesi Şehzade Camii bahçesindeki türbesinde gömülüdür.
[kaynak: wikipedia.org]
malkoçoğlu bali bey kimdir, malkoçoğlu bali bey nasıl öldü, malkoçoğlu bali bey neden öldü, malkoçoğlu bali bey ne zaman öldü, malkoçoğlu bali bey ölecek mi, malkoçoğlu bali bey muteşem yüzyıl, malkoçoğlu bali bey hayatı, guncelportal.blogspot.com, malkoçoğlu bali bey biyografisi, malkoçoğlu bali bey kiminle evlendi, malkoçoğlu bali bey eşi kim, malkoç oğlu destanı, nasıl öldü, malkoç oğlu muhteşem yüzyıl, malkoç oğlu kaç yaşında evlendi, malkoçoğlu kaç yaşında öldü, malkoçoğlu çocukları
Muhteşem Yüzyıl dizisi ile tekrar gündeme gelen tarihte bir çok başarılara imza atmış Malkoçoğlu Balı Bey'in biyografisini sizler için derledik. İşte Malkoçoğlu Balı Bey'in hayatı... http://guncelportal.blogspot.com
Malkoçoğlu Balı Bey Kimdir?
Malkoçoğlu Balı Bey Nasıl Öldü?
Malkoçoğlu Balı Bey Osmanlı'da beylerbeyi. Lehistan'ın 1498 yılının başlarında Osmanlı himayesinde bulunan Boğdan Prensliği'ne müdahalesi üzerine Osmanlı-Lehistan Savaşı başlamıştı. Öncelikle Rumeli Beylerbeyi Yakup Paşa ve hatta Vezir Mesih Paşa bu savaşa tayin edildi. Lakin Lehistan Kralının Türk-Boğdan birliklerine karşı yürüttüğü savaşta büyük bir yenilgi alıp, ancak 1,000 atlı ile hayatını kurtarabilmesi ve 20,000 araba dolusu ganimetin Osmanlı'nın eline geçmesi üzerine, buna lüzum olmadığı anlaşıldı ve harbin yönetimi Silistre sancak beyi akıncı kumandanı Malkoçoğlu Balı Bey'e verildi. Balı Bey Lehistan üzerine iki sefer yaptı ve 40,000 akıncı ile Osmanlı tarihinin en büyük akıncı seferidir.
Ordunun sağ kanadını Balı Bey'in büyük oğlu Ali Bey, sol kanadı ise Mustafa Bey yönetiyordu. Türk atlıları önce Prut Nehri'ni, ardından Dniester nehirini geçti. Mustafa Bey önce Galiçya'ya girdi. Kuzeybatı istikametinde ilerledi Lviv şehrinin 100 km. kuzeybatısındaki Jaroslaw şehrini zaptetti. Burası Varşova'ya 260, Baltık Denizi'ne ise 500 km. mesafededir.
Balı Bey ise kuvvetleri ile Lviv şehrini aldı. Bütün Galiçya'yı çiğneyerek Varşova şehrine girdi. Böylece ilk defa Türk Akıncıları bu kadar kuzeye ulaşmış oluyorlardı. Bu birinci seferden sonra 10.000 seçkin esir ile Akkerman'a döndü.
Yaklaşık - 3 ay sonra Türk ordusu tekrar Lehistan'daydı. Bu sefer Podolya ve Galiçya üzerine gidildi. Yalnız şiddetli soğuk yüzünden sefer uzun sürmedi.
Bu büyük başarı ile Balı Bey sancak beyliğinden beylerbeyliğine yükseltildi.
Malkoçoğlu 1543 yılında budin valisyken vefat etmiştir.
Mezarı Bursa-Yenişehirde Balibey camii avlusundadır.
[Kaynak: wikipedia.org]
Muhteşem Yüzyıl dizisi ile tekrar gündeme gelen tarihte bir çok başarılara imza atmış Malkoçoğlu Balı Bey'in biyografisini sizler için derledik. İşte Malkoçoğlu Balı Bey'in hayatı... http://guncelportal.blogspot.com
Malkoçoğlu Balı Bey Kimdir?
Malkoçoğlu Balı Bey Nasıl Öldü?
Malkoçoğlu Balı Bey Osmanlı'da beylerbeyi. Lehistan'ın 1498 yılının başlarında Osmanlı himayesinde bulunan Boğdan Prensliği'ne müdahalesi üzerine Osmanlı-Lehistan Savaşı başlamıştı. Öncelikle Rumeli Beylerbeyi Yakup Paşa ve hatta Vezir Mesih Paşa bu savaşa tayin edildi. Lakin Lehistan Kralının Türk-Boğdan birliklerine karşı yürüttüğü savaşta büyük bir yenilgi alıp, ancak 1,000 atlı ile hayatını kurtarabilmesi ve 20,000 araba dolusu ganimetin Osmanlı'nın eline geçmesi üzerine, buna lüzum olmadığı anlaşıldı ve harbin yönetimi Silistre sancak beyi akıncı kumandanı Malkoçoğlu Balı Bey'e verildi. Balı Bey Lehistan üzerine iki sefer yaptı ve 40,000 akıncı ile Osmanlı tarihinin en büyük akıncı seferidir.
Ordunun sağ kanadını Balı Bey'in büyük oğlu Ali Bey, sol kanadı ise Mustafa Bey yönetiyordu. Türk atlıları önce Prut Nehri'ni, ardından Dniester nehirini geçti. Mustafa Bey önce Galiçya'ya girdi. Kuzeybatı istikametinde ilerledi Lviv şehrinin 100 km. kuzeybatısındaki Jaroslaw şehrini zaptetti. Burası Varşova'ya 260, Baltık Denizi'ne ise 500 km. mesafededir.
Balı Bey ise kuvvetleri ile Lviv şehrini aldı. Bütün Galiçya'yı çiğneyerek Varşova şehrine girdi. Böylece ilk defa Türk Akıncıları bu kadar kuzeye ulaşmış oluyorlardı. Bu birinci seferden sonra 10.000 seçkin esir ile Akkerman'a döndü.
Yaklaşık - 3 ay sonra Türk ordusu tekrar Lehistan'daydı. Bu sefer Podolya ve Galiçya üzerine gidildi. Yalnız şiddetli soğuk yüzünden sefer uzun sürmedi.
Bu büyük başarı ile Balı Bey sancak beyliğinden beylerbeyliğine yükseltildi.
Malkoçoğlu 1543 yılında budin valisyken vefat etmiştir.
Mezarı Bursa-Yenişehirde Balibey camii avlusundadır.
[Kaynak: wikipedia.org]
atatürkün 10.yıl nutku, onuncu yıl nutku oku, onuncu yıl nutku özet, kısaca onuncu yıl nutku özeti, onuncu yıl nutkunun özeti, onuncu yıl nutkunun önemi, onuncu yıl nutku niçin yazılmıştır, 10.yıl nutku oku, 10.yıl nutku özeti, 10.yıl nutku kim yazdı, 10.yıl nutku ne zaman yazıldı, 10.yıl nutku neden yazıldı, 10.yıl nutku kısaca anlamı, 10.yıl nutkunun özeni kısa özet, mustafa kemal atatürk 10.yıl nutku özet
Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyetinin 10.yıl dönümü için hazırlayıp okuduğu 10.yıl nutkunu sizler için derledik. İşte Atatürk'ün 10. Yıl Nutku...
10. Yıl Nutku, Mustafa Kemal Atatürk tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin 10. yılı kutlamalarında 29 Ekim 1933 tarihinde Ankara Hipodromu’nda verilen nutuktur.
Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyetinin 10.yıl dönümü için hazırlayıp okuduğu 10.yıl nutkunu sizler için derledik. İşte Atatürk'ün 10. Yıl Nutku...10. Yıl Nutku, Mustafa Kemal Atatürk tarafından Türkiye Cumhuriyeti’nin 10. yılı kutlamalarında 29 Ekim 1933 tarihinde Ankara Hipodromu’nda verilen nutuktur.
10.YIL NUTKU
Türk Milleti!
Kurtuluş savaşına başladığımızın on beşinci yılındayız. Bugün Cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu, en büyük bayramdır. Kutlu olsun. Bu anda, büyük Türk milletinin bir ferdi olarak, bu kutlu güne kavuşmanın, en derin sevinci ve heyecanı içindeyim. Yurttaşlarım! Az zamanda çok büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan, Türkiye Cumhuriyetidir. Bundaki muvaffakiyeti (başarısı) Türk milletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak azimkârane yürümesine borçluyuz. Fakat yaptıklarımızı asla kâfi göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu dünyanın en mamur(bayındır) ve en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Millî kültürümüzü, muasır(çağdaş) medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız. Bunun için, bizce zaman ölçüsü, geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna(fikrine) göre düşünülmelidir. Geçen zamana nispetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak (başarılı) olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü, Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin yürümekte olduğu terakki(ilerleme) ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet(pozitif) ilimdir. Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki (belirtmeliyim ki ), yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihi bir vasfı da, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtri zekâsını, ilme bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, millî birlik duygusunu mütemadiyen(sürekli) ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besleyerek inkişaf ettirmek(geliştirmek) millî ülkümüzdür. Türk milletine çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün beşeriyete (insanlığa) hakiki huzurun temini yolunda, kendine düşen medeni vazifeyi yapmakta, muvaffak kılacaktır. Büyük Türk milleti, onbeş yıldan beri giriştiğimiz işlerde muvaffakiyet vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki, bu sözlerimin hiçbirinde, milletimin hakkımdaki itimadını sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.
Bugün, aynı iman ve katiyetle söylüyorum ki, millî ülküye tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin, büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır.
Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı(gelişme) ile âtinin(geleceğin) yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.
Türk Milleti; Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük millet bayramını, daha büyük şereflerle, saadetlerle, huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
Ankara, 29 Ekim 1933
kanuni sultan süleyman kimdir, kanuni kimdir, kanuni neden öldü, kanuni nasıl öldü, muteşem süleyman, sultan süleyman nasıl öldü, kanuni sultan süleyman biyografisi, kanuni sultan süleyman kısaca özet, kanuni sultan süleyman yerine kim geçecek, kanuni sultan süleyman çocukları, kanuni sultan süleyman eşleri, kanuni sultan süleyman kaç yaşında öldü, kanuni sultan süleyman hayatı özet,1.süleyman kimdir, I.süleyman biyografisi, I.süleyman kısaca hayatı, I.süleyman nasıl öldü, sultan süleymanın çocukları, kanuni sultan süleymanın eşleri, kanuni sultan süleymanın çocukları
Musteşem Süleyman adıya anılan I.Süleyman yada Kanuni Sultan Süleyman'ın biyografisini sizler için derledik. Özellikle Muhteşem Yüzyıl dizi sonrasında merak edilen hayatını aşağıdan okuyabilirsiniz... İşte hiç bilinmeyen yönleri ile I.Süleyman'ın hayatı...
I.Süleyman Kimdir?
Kanuni Sultan Süleyman Biyografisi:
I. Süleyman (6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar), Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batıda Muhteşem Süleyman, Doğuda ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve toplamda 13 kere sefere çıkan Süleyman saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir. Süleyman böylece devletin hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan hem de en uzun süre sefer yapan padişahı olmuştur.
I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in vefatının ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı. Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Orta Doğu'nun büyük kısmını ele geçirdi. Afrika'da imparatorluğun sınırları Cezayir'e kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı. Zigetvar Muharebesi'nin sonlanmasından yaklaşık bir gün önce, 6 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti
Kanuni Sultan Süleyman'ın Eşleri
Musteşem Süleyman adıya anılan I.Süleyman yada Kanuni Sultan Süleyman'ın biyografisini sizler için derledik. Özellikle Muhteşem Yüzyıl dizi sonrasında merak edilen hayatını aşağıdan okuyabilirsiniz... İşte hiç bilinmeyen yönleri ile I.Süleyman'ın hayatı...
I.Süleyman Kimdir?
Kanuni Sultan Süleyman Biyografisi:
I. Süleyman (6 Kasım 1494, Trabzon - 7 Eylül 1566, Zigetvar), Osmanlı İmparatorluğu'nun onuncu padişahı ve 89. İslam halifesi. Batıda Muhteşem Süleyman, Doğuda ise adaletli yönetimine atfen Kanunî Sultan Süleyman olarak da bilinmektedir. 1520'den 1566'daki ölümüne kadar, yaklaşık 46 yıl boyunca padişahlık yapan ve toplamda 13 kere sefere çıkan Süleyman saltanatının toplam 10 yıl 1 ayını seferlerde geçirmiştir. Süleyman böylece devletin hem en uzun süre görev yapan hem en çok sefere çıkan hem de en uzun süre sefer yapan padişahı olmuştur.I. Süleyman 1520 yılında, babası I. Selim'in vefatının ardından tahta çıktı. Batıda Belgrad, Rodos, Boğdan ve Macaristan'ın büyük kısmını imparatorluk topraklarına kattı. 1529 yılında Viyana'yı kuşatsa da çeşitli sebeplerden ötürü bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlandı. Doğuda, Safevîlerle yapılan savaşlar sonrasında Orta Doğu'nun büyük kısmını ele geçirdi. Afrika'da imparatorluğun sınırları Cezayir'e kadar uzanırken; Osmanlı Donanması ise Akdeniz'den Kızıldeniz'e kadar olan sularda hakimiyet kurmuştu. I. Selim'den 6.557.000 km2 olarak devraldığı Osmanlı İmparatorluğu'nu, padişahlığı döneminde 14.893.000 km2'ye ulaştırdı. Zigetvar Muharebesi'nin sonlanmasından yaklaşık bir gün önce, 6 Eylül 1566 tarihinde hayatını kaybetti ve yerine oğlu II. Selim geçti
- Fülane Hatun: Süleyman'ın ilk eşi olup, gerçek adı bilinmemektedir. 1512'de dünyaya gelen Mahmud'un annesiydi.
- Hürrem Sultan: Sancak beyliği veya 1520'deki tahta çıkışının ardından haremine girdiği tahmin edilen cariye Hürrem Sultan, 1521'de Mahmed'i, 1522'de Mihrimah'ı, 1522 veya 1523'te Abdullah'ı, 1524'te Selim'i, 1525'te Bayezid'i, 1531'de Cihangir'i dünyaya getirdi. 15 Nisan 1558'de vefat etti.
- Mahidevran Sultan (bazı kaynaklarda ismi Gülbahar olarak da geçer): 1500 yılı civarında doğan ve cariye kökenli olan Mahidevran Sultan, 1515 yılında Mustafa'yı dünyaya getirdi. Mustafa'nın Süleyman tarafından 6 Ekim 1553'te boğdurulmasının ardından Bursa'da yaşamaya başladı. 3 Şubat 1581'de, Bursa'da vefat etti.
- Gülfem Hatun: Süleyman'ın, Hürrem Sultan'dan önceki ve sonraki hasekisi olduğu yönünde görüşler olan, cariye kökenli eşiydi. 1561 veya 1562 yılında vefat eden Gülfem Hatun'un, 1521'de dünyaya gelen ve 12 Ekim 1521'de vefat eden Şehzade Murad'ın annesi olduğu yönünde görüşler mevcuttur.
- Kanuni Sultan Süleyman'ın Çocukları
- Şehzade Mahmud: 1512 yılında, Fülane Hatun'dan doğan Süleyman'ın ilk oğluydu. 29 Ekim 1521'de, geçirdiği hastalık sebebiyle vefat etti.
- Şehzade Mustafa: 1515 yılında Mahidevran Sultan'dan dünyaya geldi. Çeşitli sancaklarda, sancak beyi olarak görev yaptı. Tahta geçmek istediği söylentilerinin ardından 6 Ekim 1553 günü, Konya Ereğlisi'nde babası Süleyman tarafından boğdurtuldu.
- Şehzade Murad: 1521'de dünyaya gelen ve ekim 1521'de vefat eden Murad'ın annesi kesin olarak bilinmese de, Gülfem Hatun olduğu yönünde iddialar bulunmaktadır.
- Şehzade Mehmed: 1521 yılında Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Mehmed, 1543 yılında vefat etti.
- Mihrimah Sultan: 1522 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi, 1578'de vefat etti.
- Şehzade Abdullah: 1522 veya 1523 yılında, Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Abdullah, doğumundan iki-üç yıl sonra vefat etti.
- Şehzade Selim: 1524'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi. Annesi Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Bayezid ile girdiği taht mücadelesinde babası Süleyman'ın da desteğini aldı. Süleyman'ın vefatının ardından, II. Selim olarak Osmanlı Padişahı oldu. 1574'te ölene kadar padişah olarak kaldı.
- Şehzade Bayezid (1525-1561): 1525'te Hürrem Sultan'dan dünyaya geldi. Hürrem Sultan'ın ölümünden sonra, kardeşi Selim ile taht mücadelesine girdi. Süleyman'ın Selim'in tarafını tutmasıyla İran'a kaçtı. 1561'de Osmanlı elçileri tarafından Kazvin'de boğularak öldürüldü.
- Şehzade Cihangir (1531-1553): 1531'de Hürrem Sultan'dan dünyaya gelen Cihangir, 1553'te vefat etti.
- Şehzade Orhan (1543-1562)
- Şehzade Ahmed
- Şehzade Osman (1545-1562)
- Şehzade Abdullah
- Şehzade Mehmed (1526-1533)
- Şehzade Mehmed (3 yaşında boğdurulduğu bilgisi var)
- Şehzade Orhan (1554-1562)
- İsmi bilinmeyen bir kız.
- Raziye Sultan
icat yapan mucitler, mucitler ve icatları, icat yapan mucitlerin listesi, icatlar ve buluşlar, dünyanın en önemli icatları, icatlar,buluşlar, kim neyi nerede ne zaman buldu, dünyanın önemli mucitleri, icat yapan bilim adamları ve buluşları, hangi bilim adamı neyi buldu
Tarih boyunca hayatımızı kolaylaştırmak ve daha konforlu bir hayat sürebilmemizi sağlamak amacıyla bir çok bilim adamı önemli icat ve buluşlar yapmışlardır. Peki Hangi bilim adamı neyi buldu bunları merak ediyormusunuz işte listesi;

İcat Yapan Bilim Adamları ve Buluşları
Tarih boyunca hayatımızı kolaylaştırmak ve daha konforlu bir hayat sürebilmemizi sağlamak amacıyla bir çok bilim adamı önemli icat ve buluşlar yapmışlardır. Peki Hangi bilim adamı neyi buldu bunları merak ediyormusunuz işte listesi;

İcat Yapan Bilim Adamları ve Buluşları
|
İCATLAR
|
MUCİTLER
|
| AKÜ | PLANTE |
| VİNÇ | ROMALI VITRUVIUS |
| MATKAP | G. SOMMEILER |
| ARŞİMED BURGUSU | ARŞIMED |
| ROBOT | E. SPERRY |
| RADYOAKTİVİTE | A. BECQUEREL |
| RADYUM | CURIE'LER |
| AMPUL | EDISON |
| ASANSÖR | E. OTIS |
| BALON | MONTGOLFIER KARDEŞLER |
| BAROMETRE | TORIÇELLI |
| BARUT(DUMANSIZ) | SCHULTRE |
| BENZİN MOTORU | N. OTTO |
| BİSİKLET | K. MACMILLAN-J. K. STARLEY |
| BUHAR TRİBÜNÜ | PARSONS |
| BUHARLI GEMİ(GELİŞMİŞ) | FULTON |
| BUZ MAKİNESİ | GORRIE |
| ÇELİK(PASLANMAZ) | BREARLEY |
| ÇİMENTO | ASPDIN |
| DAKTİLO | C. LATHAM |
| DENİZALTI | JOHN HOLLAND |
| DİNAMİT | NOBEL |
| DİNAMO | PICINOTTI |
| DİZEL MOTORU | DIEZEL |
| DOKUMA MAKİNESİ | HARGREAVES |
| DÜRBÜN | LIPPERSHEY |
| FOTOĞRAF(İLK ŞEKLİ) | NIEPCE |
| GRAMOFON | BERLINER |
| HAVA POMPASI | GURICKE |
| HELİKOPTER | SIKORSKI |
| HESAP MAKİNESİ | PASCAL |
| HOPARLÖR | RICE/KELLOG |
| JET UÇAĞI | OHAIN |
| KAĞIT İMALİ (SELÜLOZDAN) | DAHL |
| KARBÜRATÖR | DAIMLER |
| KAUÇUK | GOODYEAR |
| KRONOMETRE | HARRISON |
| LOKOMATİF | STEPHENSON |
| MATBAA | GUTENBERG |
| MİKROFON | BERLINER |
| MİKROSKOP | JANSSEN |
| MORS ALFABESİ | SAMUEL MORS |
| MOTOSİKLET | DAIMLER |
| NAYLON | DU PONT LABORATUVARI |
| NEON LAMBASI | CLAUDE |
| OTOMOBİL (4 TEKERLİ) | BENZ-DAIMLER |
| PARAŞÜT | VERANZIO |
| PARATONER | BENJAMIN FRANKLIN |
| PİKAP | EDISON |
| PİL | VOLTA |
| PLANÖR | OTTO LILIENTAHI |
| PROJEKTÖR | SPERRY |
| RADAR | TAYLOR VE YOUNG |
| RADYO | MARCONI |
| RENKLİ FİLM | WESTCOTT |
| ROKET | GODDART |
| RÖNTGEN TÜPÜ | COOLIDGE |
| SESLİ FİLM | ERNST RUHMER |
| SİNEMA MAKİNESİ | LUMIERE KARDEŞLER |
| TELEFON | GRAHAM BELL |
| TELESKOP | KEPLER-GALILEO |
| TELEVİZYON | BAIRD |
| TELGRAF | MORSE |
| TELSİZ TELGRAF | MARCONI |
| TERMOMETRE | FAHRENHEIT-GALILEO-CELSIUS-REAUMUR |
| TEYP | POULSEN |
| TRANSFORMATÖR | STANLEY |
| UÇAK | WRIGHT KARDEŞLER |
| ZEPLİN | KONT VON ZEPPELIN |
| DPT | P. MULLER |
| ELEKTRON MİKROSKOBU | KNOLL VE RUHKA |
| GEİGER SAYACI | J. H. W. GEIGER |
| HOVERKRAFT | C. COCKERELL |
| İNÜLİN | BANTING VE BEST |
| KARBON 14 TARİHLEMESİ | W. F. WILLARD |
| LAZER | C. H. TOWNES |
| TÜKENMEZ KALEM | L. BIRO |
| AEROSOL | GOODHUE-SILLIVON |
| ÇAMAŞIR MAKİNESİ | HURLEY MACHINE CO. |
| ELEKTRİK SÜPÜRGESİ | CECIL BOOTH |
| UZUNÇALAR | PETER GOLDMARK |
| VİDEO | A. PANIATOFF |
| YALAN MAKİNESİ | JOHN LARSON |
| YOL İŞARETLERİ | PEREY SHAW |
mısır piramitleri, mısır piramidinin gizemi, en gizemli yapılar, mısır piramidi neden yapıldı, mısır piramilteri niçin yapılmıştır, mısır piramitlerinin gizemi, mısır piramidinin sırrı nedir, mısır piramitleri sırrı, keops piramidi, mısır piramidi içinin resimleri, mısır piramitlerinin kim yaptırmıştır, mısır piramitlerinin fotoğrafları, mısır piramitleri, tarih, mısır piramitlerinin özellikleri, mısır piramitleri hakkında hipotezler, mısır piramitleri resimleri, mısır piramitlerinin sırrı çözüldü mü, en ilginç yapılar
Dünyanın en ilginç ve gizemli yapısı denilince akla gelen ilk isim elbette Mısır Piramtleridir. Mısır Piramitleri hem mimarisi hem de o günki şartlar için yapılış nedenleri ile gizemini hala korumaktadır. Öyle ki bugün hala mısır piramitlerinin gizemi tam anlamı ile çözülebilmiş değil. Bu yazımızda mısır piramitlerini, özelliklerini, yapılış nedenlerini ve mısır piramitleri hakkında ortaya atılan hipotezleri sizler için derledik...
Mısır Piramitleri Niçin Yapılmıştır?
Mısır Piramitlerinin Sırrı Nedir?
MISIR PİRAMİTLERİ:
Mısır Piramitleri, Mısır’da yer alan eski piramit şekillerde yapılardır. Mısır’da 100’den fazla piramit vardır. Piramitlerin çoğu Eski Krallık Dönemi'nden Orta Krallık Dönemi’ne kadar firavunların mezarı için inşa edilmiştir.
Bilinen en eski piramit 3. Hanedan döneminde inşa edilen Basamaklı Piramit’tir.
Ayrıca bu yapılar dünyanın en eski şekilli taşlardan inşa edilmiş yapısıdır.
Yapımda çalışan işçiler piramitlerin sırrını bildikleri için yapım bittikten sonra öldürülmüşlerdir.
En çok bilinen piramitler Gize’de bulunmuştur.
Gize Piramitleri’nin en büyüğü olan Keops Piramidi şu ana kadar zarar görmeden ayakta duran, Dünya’nın Yedi Harikası’ndan biri olarak görülmektedir.
Mısır Piramitleri:
Gize Piramitleri:
Keops Piramidi (145,75 metre, M.Ö. 2550)
Mikerinos Piramidi(66,5 metre)
Kefren Piramidi (143,56 metre)
Sfenks Piramidi
Sakkara Piramidi (63,17 metre M.Ö. 2650)
Maldum Snefru Piramidi (93,26 metre M.Ö. 2000)
Dahahur Piramidi (104,85 metre M.Ö. 2600)
Dahahur Snefru Piramiti (103,95 metre M.Ö. 2600)
Kefren Piramidi (143,56 metre M.Ö. 2520)
Sakkara Pepi II Piramidi (52,555 metre M.Ö. 2250)
Mısır Piramitlerinin Sırrı:
Keops Mısır Piramidi Nasıl Yapıldı?
Birçok Mısırbilimciye göre Büyük Piramit Dördüncü Hanedan’dan firavun Khufu için bir mezar olarak ve kimilerine göre 14 ile 20 yıl civarındaki bir süre zarfında inşa edilmiş ve yaklaşık MÖ 2551 yılında tamamlanmış olmalıdır. Kimileri mimarının Khufu’nun veziri olan Hemon ya da Hemiunu’nun olduğunu düşünürler. Büyük Piramit ya da Keops Piramidi, yontma taştan yapılma, 138 m yükseklikteki kare tabanlı bir piramittir. Bu piramidin orijinal yüksekliğinin 280 Mısır kübiti, yani 146.478 m olduğu sanılmaktadır. Fakat erozyon ve tepe kısmının yokluğu nedeniyle günümüzde yüksekliği 138,75 m'dir. Taban kenarlarından her biri 230.37 m. (440 kübit) uzunluktadır. Yapılan hesaplamalara göre piramidin kütlesi 5.9 milyon ton ağırlığında, hacmi ise 2.500.000 m3'tür. Kimileri bu değerlerden yola çıkarak ve hergün 800 ton taşın yerleştirilebileceğini varsayarak inşaatın 20 yıl sürmüş olduğunu düşünmektedir.
Piramidin ilk kesin ölçümleri 1880-1882 yıllarında Sir Flinders Petrie tarafından yapılmış ve ölçümleri “Gize piramitleri ve Tapınakları” (Pyramids and Temples of Gizeh) adlı kitabında yayımlamıştır. Kuzeydoğu taşlarının arasındaki açıklık 0.5 mm. olarak saptanmıştır.
Piramidin tabanının dört kenarının birbirlerine, 58 mm'lik fark gözardı edilirse, eşit olduğu görülmektedir. Taban yatay ve hemen hemen düzdür (tabanın en alçak ve en yüksek noktaları arasındaki fark 21 mm.’yi geçmez. Kare tabanın kenarları 4 açısal dakika gözardı edilirse, manyetik kuzey yerine gerçek kuzey esas alınıp, tam olarak dört ana yöne oturtularak hizalanmıştır ve 12 açısal saniye gözardı edilirse, taban hatasız bir karedir. Petrie’nin ölçümlerine ve sonraki çalışmalarına göre, orijinal halinde, piramit 280 kübit yüksekliğinde idi ve her bir kenarı 440 kübit uzunluğundaydı. Bu oranlar π/2’ye eşittir ki, bu da 22/7’ye, yani % 0.05’lik fark gözardı edilirse π sayısına denk düşer. Bazı Mısırbilimcilere göre bu tesadüfi bir sonuç olmayıp, maksatlı olarak tasarlanmış bir orandır.
Verner konuya ilişkin olarak şöyle yazıyor: “Eski Mısırlılar π sayısının kesin olarak belirlememişlerse de bunu uygulamada kullandıkları görülmektedir.” Piramitler üzerinde ilk hassas ölçümlerde bulunmuş uzman olan Petrie ise şu sonuca varmıştı: “Piramidin yüzeylerinin matamatiksel ilişkileri ve dairesel oranları rastlantıyla açıklanamayacak derecede, o kadar sistemlidir ki, bunların projede öngörüldüğünü, yani inşaatçilerin tasarımında mevcut bulunduğunu kabul etmek zorundayız.” Petrie, daha o zamandan kitabında şöyle yazıyordu: “ Buradan şu sonucu çıkarıyoruz ki dairenin çapına bölümünün yaklaşık oranı olan 22/7 oranını bilmekteydiler.” Eğimli yüzeylerde eğim birimi olarak seked’i kullanan eski Mısırlılar bu oranları piramitin eğimleri 51.843° ya da 51° 50′ 34″ olan dört dış yüzeyinde de uygulayarak, bu oranları bildiklerini bir kez daha ifade etmiş bulunmaktadırlar
İnşası hakkındaki varsayımlar :
Büyük Piramidin inşa teknikleri hakkında birbirlerine karşıtlık gösteren vaya birbirleriyle çelişen birçok alternatif varsayım ortaya atılmıştır. Örneğin Davidovits taş blokların uzaktaki bir taş ocağından taşınmamış olduklarını, yapım mahallinde üretilmiş, bir tür katılaştırılmış kireçtaşı blokları olduklarını ileri sürer ki, bu diğer Mısırbilimcilerce rağbet görmemiş bir iddiadır. Büyük çoğunluk ise bu taşların bir taş ocağından elde edilmiş, taşınmış ve yapıda kaldırma veya yuvarlama yoluyla kullanılmış olduklarını düşünür.
Eski Yunanlılar piramidin inşasında kölelerin kullanıldığına inanırlardı, Mısırbilimciler ise inşaatta kölelerin de kullanılmış olduğunu kabul etmekle birlikte inşaatte onbinlerce vasıflı işçinin çalışmış olması gerektiğini düşünmektedirler. Bu işçilere ait olması gereken mezarlık arkeolog Zahi Hawass ve arkeolog Mark Lehner tarafından 1990’da keşfedilmiştir.
Verner’e göre inşa ekibi hiyererşik bir şekilde organize edilmişti; 100.000 kişilik iki gruptan oluşuyordu ve her grup kendi içinde zaa ya da phyle adı verilen 20.000 kişilik gruplardan oluşuyordu ki, bu gruplar da işçilerin ustalık derecelerine göre daha küçük gruplara ayrılmış bulunuyordu.
Piramidin inşa konusundaki gizemlerinden biri inşaının nasıl planlanabilmiş olduğudur. John Romer’in düşüncesine göre, eski Mısırlılar bu yapıda da daha önceleri ve daha sonraları diğer yapılarda uygulamış oldukları yöntemi uygulamışlardı: Planı ya da ana planın parçalarını yapıma girişmeden önce ölçekler kullanarak zemine çiziyorlardı. John Romer kitabının bir bölümünü başlı başına bu konuya ayırmıştır; sözkonusu bölümde böyle bir planın mevcudiyetinin fiziksel kanıtlarını ortaya koymaya çalışmıştır.
Taş blokların nasıl yerleştirildiği henüz anlaşılmış değildir. Bir varsayıma göre yapılan spiral bir rampadan çıkarılan taş bloklar üst üste konuyordu. Rampa çamur kaplanıyor sulanıyor ve taş bloklar itilerek kaydırılabiliyordu. Bir başka varsayıma göre taş bloklar dev manivelalarla kaldırılıyordu. Tarihçi Herodot'a göre, ağır granit blokları, piramitin üst bölümlerine çıkarmak için 925 metre boyunda, 19 metre genişlikte bir rampa yapılmıştır.
İç spiral rampa hipotezi :
Gizemi uzun yıllardır araştırılan Mısır'ın dev piramitlerinin inşası konusunda 2006 yılında Fransız Mimar Jean Pierre Houdin, yeni bir hipotez ortaya atarak Mısır'daki Büyük Keops Piramidi'nin sırrını çözdüğünü açıkladı. Pierre, Giza Şehri yakınında bulunan piramidin yapımında kullanılan kayaların, piramitin içerisinde kurulan spiral rampa şeklindeki merdivenler yardımıyla yerleştirildiğini belirledi. Bilim insanları bundan önceki tezlerinde, taşların taşınmasında kullanılan merdiven veya iskelelerin dışarıdan inşa edildiğini öne sürmüşlerdi. Fransız Mimar Houdin ise inşaası 4500 yıl önce tamamlanan Keops'un 42 metre yüksekliğe kadar olan kısmının dış merdiven kullanılarak 137 metreye kadar olan ikinci kısmının ise içeriden merdiven yardımıyla inşa edildiğini söyledi. 8 yıllık bir çalışma sonucu elde ettiği hipotezini 3 boyutlu sinevizyon gösterisiyle anlatan Mimar Jean Pierre Houdin'in sunumu, arkeoloji ve tarih dünyasında heyecanla karşılandı.
Hedefte kalıplara dökülmesi hipotezi:
Piramitleri oluşturan taş bloklar biryerden taşınarak değil, olduğu yerde kalıplara dökülen karışımın donarak taş haline gelmesiyle taş blokların oluşması hipotezisidir. Karışım kireçtaşı, su, sodyum karbonat, soda, kilden oluşmaktadır, bu karışım kalıba koyulup donarak taş blok haline gelir. Bu karışımı bulan Dr Davidovits, karışımı deneyerek 12 tonluk blok yapmıştır. Tonlarca ağırlıktaki kayaların, taş oldukları için hep kesilerek yapıldığı düşünülmüştür. Ancak bu hipoteze göre kayalar bir yerden kesilip getirilerek değil, olduğu yerde kalıpla oluşturulmuştur.
Keops Mısır Piramidinin İç Yapısı:
Keops Piramidi'nin kesiti ve iç yapısındaki unsurların dağılımı:1-Giriş. 2-Al-Mamun’un adamlarının açtığı tünel. 3- Granit tıpa blokları. 4-İniş Dehlizi. 5-Yeraltı Odası. 6-Çıkış Dehlizi. 7- “Kraliçe odası” ve "Havalandırma Kanalları" denilen, biri Sirius yıldızına yönelik olarak yapılmış iki kanal. 8 Yatay Dehliz. 9-Büyük Galeri. 10-Kral Odası ve Orion’un Zeta Orionis (Alnitak) ve Draco’nun alpha yıldızına yönelik olarak yapılmış, "Havalandırma Kanalları" denilen iki kanal. 11-Kral Odası'na geçiş veren oda (antişambr). 12-Hizmet ya da kaçış tüneli
KRAL ODASI FOTOĞRAFI:
KRALİÇE ODASI FOTOPRAFI:
[kaynak: wikipeda.org]
Dünyanın en ilginç ve gizemli yapısı denilince akla gelen ilk isim elbette Mısır Piramtleridir. Mısır Piramitleri hem mimarisi hem de o günki şartlar için yapılış nedenleri ile gizemini hala korumaktadır. Öyle ki bugün hala mısır piramitlerinin gizemi tam anlamı ile çözülebilmiş değil. Bu yazımızda mısır piramitlerini, özelliklerini, yapılış nedenlerini ve mısır piramitleri hakkında ortaya atılan hipotezleri sizler için derledik...
Mısır Piramitleri Niçin Yapılmıştır?
Mısır Piramitlerinin Sırrı Nedir?
MISIR PİRAMİTLERİ:
Mısır Piramitleri, Mısır’da yer alan eski piramit şekillerde yapılardır. Mısır’da 100’den fazla piramit vardır. Piramitlerin çoğu Eski Krallık Dönemi'nden Orta Krallık Dönemi’ne kadar firavunların mezarı için inşa edilmiştir. Bilinen en eski piramit 3. Hanedan döneminde inşa edilen Basamaklı Piramit’tir.
Ayrıca bu yapılar dünyanın en eski şekilli taşlardan inşa edilmiş yapısıdır.
Yapımda çalışan işçiler piramitlerin sırrını bildikleri için yapım bittikten sonra öldürülmüşlerdir.
En çok bilinen piramitler Gize’de bulunmuştur.
Gize Piramitleri’nin en büyüğü olan Keops Piramidi şu ana kadar zarar görmeden ayakta duran, Dünya’nın Yedi Harikası’ndan biri olarak görülmektedir.
Mısır Piramitleri:Gize Piramitleri:
Keops Piramidi (145,75 metre, M.Ö. 2550)
Mikerinos Piramidi(66,5 metre)
Kefren Piramidi (143,56 metre)
Sfenks Piramidi
Sakkara Piramidi (63,17 metre M.Ö. 2650)
Maldum Snefru Piramidi (93,26 metre M.Ö. 2000)
Dahahur Piramidi (104,85 metre M.Ö. 2600)
Dahahur Snefru Piramiti (103,95 metre M.Ö. 2600)
Kefren Piramidi (143,56 metre M.Ö. 2520)
Sakkara Pepi II Piramidi (52,555 metre M.Ö. 2250)
Mısır Piramitlerinin Sırrı:
Keops Mısır Piramidi Nasıl Yapıldı?
Birçok Mısırbilimciye göre Büyük Piramit Dördüncü Hanedan’dan firavun Khufu için bir mezar olarak ve kimilerine göre 14 ile 20 yıl civarındaki bir süre zarfında inşa edilmiş ve yaklaşık MÖ 2551 yılında tamamlanmış olmalıdır. Kimileri mimarının Khufu’nun veziri olan Hemon ya da Hemiunu’nun olduğunu düşünürler. Büyük Piramit ya da Keops Piramidi, yontma taştan yapılma, 138 m yükseklikteki kare tabanlı bir piramittir. Bu piramidin orijinal yüksekliğinin 280 Mısır kübiti, yani 146.478 m olduğu sanılmaktadır. Fakat erozyon ve tepe kısmının yokluğu nedeniyle günümüzde yüksekliği 138,75 m'dir. Taban kenarlarından her biri 230.37 m. (440 kübit) uzunluktadır. Yapılan hesaplamalara göre piramidin kütlesi 5.9 milyon ton ağırlığında, hacmi ise 2.500.000 m3'tür. Kimileri bu değerlerden yola çıkarak ve hergün 800 ton taşın yerleştirilebileceğini varsayarak inşaatın 20 yıl sürmüş olduğunu düşünmektedir.Piramidin ilk kesin ölçümleri 1880-1882 yıllarında Sir Flinders Petrie tarafından yapılmış ve ölçümleri “Gize piramitleri ve Tapınakları” (Pyramids and Temples of Gizeh) adlı kitabında yayımlamıştır. Kuzeydoğu taşlarının arasındaki açıklık 0.5 mm. olarak saptanmıştır.
Piramidin tabanının dört kenarının birbirlerine, 58 mm'lik fark gözardı edilirse, eşit olduğu görülmektedir. Taban yatay ve hemen hemen düzdür (tabanın en alçak ve en yüksek noktaları arasındaki fark 21 mm.’yi geçmez. Kare tabanın kenarları 4 açısal dakika gözardı edilirse, manyetik kuzey yerine gerçek kuzey esas alınıp, tam olarak dört ana yöne oturtularak hizalanmıştır ve 12 açısal saniye gözardı edilirse, taban hatasız bir karedir. Petrie’nin ölçümlerine ve sonraki çalışmalarına göre, orijinal halinde, piramit 280 kübit yüksekliğinde idi ve her bir kenarı 440 kübit uzunluğundaydı. Bu oranlar π/2’ye eşittir ki, bu da 22/7’ye, yani % 0.05’lik fark gözardı edilirse π sayısına denk düşer. Bazı Mısırbilimcilere göre bu tesadüfi bir sonuç olmayıp, maksatlı olarak tasarlanmış bir orandır.
Verner konuya ilişkin olarak şöyle yazıyor: “Eski Mısırlılar π sayısının kesin olarak belirlememişlerse de bunu uygulamada kullandıkları görülmektedir.” Piramitler üzerinde ilk hassas ölçümlerde bulunmuş uzman olan Petrie ise şu sonuca varmıştı: “Piramidin yüzeylerinin matamatiksel ilişkileri ve dairesel oranları rastlantıyla açıklanamayacak derecede, o kadar sistemlidir ki, bunların projede öngörüldüğünü, yani inşaatçilerin tasarımında mevcut bulunduğunu kabul etmek zorundayız.” Petrie, daha o zamandan kitabında şöyle yazıyordu: “ Buradan şu sonucu çıkarıyoruz ki dairenin çapına bölümünün yaklaşık oranı olan 22/7 oranını bilmekteydiler.” Eğimli yüzeylerde eğim birimi olarak seked’i kullanan eski Mısırlılar bu oranları piramitin eğimleri 51.843° ya da 51° 50′ 34″ olan dört dış yüzeyinde de uygulayarak, bu oranları bildiklerini bir kez daha ifade etmiş bulunmaktadırlar
İnşası hakkındaki varsayımlar :
Büyük Piramidin inşa teknikleri hakkında birbirlerine karşıtlık gösteren vaya birbirleriyle çelişen birçok alternatif varsayım ortaya atılmıştır. Örneğin Davidovits taş blokların uzaktaki bir taş ocağından taşınmamış olduklarını, yapım mahallinde üretilmiş, bir tür katılaştırılmış kireçtaşı blokları olduklarını ileri sürer ki, bu diğer Mısırbilimcilerce rağbet görmemiş bir iddiadır. Büyük çoğunluk ise bu taşların bir taş ocağından elde edilmiş, taşınmış ve yapıda kaldırma veya yuvarlama yoluyla kullanılmış olduklarını düşünür.
Eski Yunanlılar piramidin inşasında kölelerin kullanıldığına inanırlardı, Mısırbilimciler ise inşaatta kölelerin de kullanılmış olduğunu kabul etmekle birlikte inşaatte onbinlerce vasıflı işçinin çalışmış olması gerektiğini düşünmektedirler. Bu işçilere ait olması gereken mezarlık arkeolog Zahi Hawass ve arkeolog Mark Lehner tarafından 1990’da keşfedilmiştir.
Verner’e göre inşa ekibi hiyererşik bir şekilde organize edilmişti; 100.000 kişilik iki gruptan oluşuyordu ve her grup kendi içinde zaa ya da phyle adı verilen 20.000 kişilik gruplardan oluşuyordu ki, bu gruplar da işçilerin ustalık derecelerine göre daha küçük gruplara ayrılmış bulunuyordu.
Piramidin inşa konusundaki gizemlerinden biri inşaının nasıl planlanabilmiş olduğudur. John Romer’in düşüncesine göre, eski Mısırlılar bu yapıda da daha önceleri ve daha sonraları diğer yapılarda uygulamış oldukları yöntemi uygulamışlardı: Planı ya da ana planın parçalarını yapıma girişmeden önce ölçekler kullanarak zemine çiziyorlardı. John Romer kitabının bir bölümünü başlı başına bu konuya ayırmıştır; sözkonusu bölümde böyle bir planın mevcudiyetinin fiziksel kanıtlarını ortaya koymaya çalışmıştır.
Taş blokların nasıl yerleştirildiği henüz anlaşılmış değildir. Bir varsayıma göre yapılan spiral bir rampadan çıkarılan taş bloklar üst üste konuyordu. Rampa çamur kaplanıyor sulanıyor ve taş bloklar itilerek kaydırılabiliyordu. Bir başka varsayıma göre taş bloklar dev manivelalarla kaldırılıyordu. Tarihçi Herodot'a göre, ağır granit blokları, piramitin üst bölümlerine çıkarmak için 925 metre boyunda, 19 metre genişlikte bir rampa yapılmıştır.
İç spiral rampa hipotezi :
Gizemi uzun yıllardır araştırılan Mısır'ın dev piramitlerinin inşası konusunda 2006 yılında Fransız Mimar Jean Pierre Houdin, yeni bir hipotez ortaya atarak Mısır'daki Büyük Keops Piramidi'nin sırrını çözdüğünü açıkladı. Pierre, Giza Şehri yakınında bulunan piramidin yapımında kullanılan kayaların, piramitin içerisinde kurulan spiral rampa şeklindeki merdivenler yardımıyla yerleştirildiğini belirledi. Bilim insanları bundan önceki tezlerinde, taşların taşınmasında kullanılan merdiven veya iskelelerin dışarıdan inşa edildiğini öne sürmüşlerdi. Fransız Mimar Houdin ise inşaası 4500 yıl önce tamamlanan Keops'un 42 metre yüksekliğe kadar olan kısmının dış merdiven kullanılarak 137 metreye kadar olan ikinci kısmının ise içeriden merdiven yardımıyla inşa edildiğini söyledi. 8 yıllık bir çalışma sonucu elde ettiği hipotezini 3 boyutlu sinevizyon gösterisiyle anlatan Mimar Jean Pierre Houdin'in sunumu, arkeoloji ve tarih dünyasında heyecanla karşılandı.
Hedefte kalıplara dökülmesi hipotezi:
Piramitleri oluşturan taş bloklar biryerden taşınarak değil, olduğu yerde kalıplara dökülen karışımın donarak taş haline gelmesiyle taş blokların oluşması hipotezisidir. Karışım kireçtaşı, su, sodyum karbonat, soda, kilden oluşmaktadır, bu karışım kalıba koyulup donarak taş blok haline gelir. Bu karışımı bulan Dr Davidovits, karışımı deneyerek 12 tonluk blok yapmıştır. Tonlarca ağırlıktaki kayaların, taş oldukları için hep kesilerek yapıldığı düşünülmüştür. Ancak bu hipoteze göre kayalar bir yerden kesilip getirilerek değil, olduğu yerde kalıpla oluşturulmuştur.
Keops Mısır Piramidinin İç Yapısı:
KRAL ODASI FOTOĞRAFI:
KRALİÇE ODASI FOTOPRAFI:
Keops Piramidinin Yer aldığı Kompleks:
Gize yapılar kompleksi haritası. Mısır'ın Kahire şehrinin 20 km güneybatısında bulunan Antik Mısır nekropolisi, Keops Piramidi, Kefren Piramidi ve Mikerinos Piramidi ile birtakım ek anıtlardan oluşur. Ek anıtlar arasında Kraliçe Piramitleri, yükseltilmiş yollar, vadi piramitleri ve en meşhur olarak, Büyük Sfenks bulunur. Tarihçi Herodot MÖ 450 dolayında burayı ziyaret ettiğinde bu piramitler 2000 yılı aşkın bir süredir ayaktaydılar.
[kaynak: wikipeda.org]
türklerin tarih boyunca kullandığı takvimler, türklerin takvimleri, tarihteki takvimler, hangi takvimler, takvimler, türkler hangi takvimleri kullandılar, türklerin takvimleri, eskiden kullanılan takvimler, kaç çeşit takvim vardır, hangi takvimler vardı, önceden hangi takvimleri kullanıyorduk, eskiden kullandığımız takvimler, türk takvimleri, 12 hayvanlı takvim nedir,celali takvimi nedir, rumi takvim nedir, miladi takvim nedir, hicri takvim nedir, gregoryan takvimi nedir, 12 hayvanlı türk takvimi, celali takvimi, miladi takvimi hicri takvim, miladi takvim ile hicri takvim arasındaki fark,
Türkler Hangi Takvimleri Kullanmışlardır?
Kısaca Türklerin Kullandığı Takvimler...
Türklerin Kullandığı Takvimler:
1)- 12 Hayvanlı Türk Takvimi: Türklerin kullandığı en eski takvimdir. Güneş yılını esas alır . Bu takvimde her yıl bir hayvan adıyla anılıyordu.Bu hayvanlar: Fare Öküz Kaplan Tavşan Ejderha Yılan At Koyun Maymun Tavuk Köpek Domuz.
2)- Celali Takvimi: Büyük Selçuklular zamanında Melikşah tarafından hazırlatılan bu takvim güneş yılına göre hazırlanmıştı.
3)- Hücri (Hicret) Takvim: Ay yılını esas alır. Başlangıç olarak Hz. Muhammed’in Mekkeden Medine’ye hicret ettiği 622 yılını alır. Bugün Ramazan, mevlidler gibi dini günlerde bu takvimi kullanmaktayız.
4)- Rumi Takvim: Osmanlı devletinde resmi ve mali işlerde kullanılmak üzere 19. yüzyıl başlarından itibaren yürürlüğe giren takvimdir. Güneş Yılını esas alır.
5)- Miladi (Milat) Takvim: 1926′ dan itibaren kullandığımız takvimdir. Güneş yılını esas alır. Temeli Mısırlılar’a dayanır. İyon ve Yunanlılar kanalıyla Batıta aktarılmıştır. Romalılar Sezar zamanında JULYEN takvimi olarak düzenlemiş ve kullanmışlardır. Yeniçağda Papa XII.Gregor tarafından yeniden yapılan düzenlemelerle GREGORYAN TAKVİMİ olarak anılmıştır. Günümüzde ise Milat takvimi(Miladi Takvim) denilmektedir. Milat takvimi (Miladi Takvim) Hz. İsa’nın doğuşunu (sıfır) kronolojinin başlangıcı olarak kabul eder.
Hicri Takvimle Miladi Takvim Arasındaki Farklar Nelerdir?
1)- Hicri Takvim AY yılını, Miladi Takvim GÜNEŞ yılını esas alır. Bu yüzden ikisi arasında 11 gün fark vardır.
2)- Başlangıç tarihleri farklıdır. Hicri Takvimde başlangıç tarihi Hazreti Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicret ettiği tarih olan 622 yılıdır. Miladi Takvimde ise başlangıç Hz. İsa’nın doğum tarihi 0 yılıdır.
Türkler Hangi Takvimleri Kullanmışlardır?
Kısaca Türklerin Kullandığı Takvimler...
Türklerin Kullandığı Takvimler:
1)- 12 Hayvanlı Türk Takvimi: Türklerin kullandığı en eski takvimdir. Güneş yılını esas alır . Bu takvimde her yıl bir hayvan adıyla anılıyordu.Bu hayvanlar: Fare Öküz Kaplan Tavşan Ejderha Yılan At Koyun Maymun Tavuk Köpek Domuz.2)- Celali Takvimi: Büyük Selçuklular zamanında Melikşah tarafından hazırlatılan bu takvim güneş yılına göre hazırlanmıştı.
3)- Hücri (Hicret) Takvim: Ay yılını esas alır. Başlangıç olarak Hz. Muhammed’in Mekkeden Medine’ye hicret ettiği 622 yılını alır. Bugün Ramazan, mevlidler gibi dini günlerde bu takvimi kullanmaktayız.
4)- Rumi Takvim: Osmanlı devletinde resmi ve mali işlerde kullanılmak üzere 19. yüzyıl başlarından itibaren yürürlüğe giren takvimdir. Güneş Yılını esas alır.
5)- Miladi (Milat) Takvim: 1926′ dan itibaren kullandığımız takvimdir. Güneş yılını esas alır. Temeli Mısırlılar’a dayanır. İyon ve Yunanlılar kanalıyla Batıta aktarılmıştır. Romalılar Sezar zamanında JULYEN takvimi olarak düzenlemiş ve kullanmışlardır. Yeniçağda Papa XII.Gregor tarafından yeniden yapılan düzenlemelerle GREGORYAN TAKVİMİ olarak anılmıştır. Günümüzde ise Milat takvimi(Miladi Takvim) denilmektedir. Milat takvimi (Miladi Takvim) Hz. İsa’nın doğuşunu (sıfır) kronolojinin başlangıcı olarak kabul eder.
Hicri Takvimle Miladi Takvim Arasındaki Farklar Nelerdir?
1)- Hicri Takvim AY yılını, Miladi Takvim GÜNEŞ yılını esas alır. Bu yüzden ikisi arasında 11 gün fark vardır.
2)- Başlangıç tarihleri farklıdır. Hicri Takvimde başlangıç tarihi Hazreti Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicret ettiği tarih olan 622 yılıdır. Miladi Takvimde ise başlangıç Hz. İsa’nın doğum tarihi 0 yılıdır.
mehter nedir, mehter marşı nedir, mehter marşının özellikleri, mehter marşı ne zaman çıktı, ilk mehter marşı, mehter marşının amacı, mehter marşı sözleri, mehter marşı anlamı, mehter marşı tarihçesi, mehter marşı özet tarihçe, kısaca mehter marşının tarihçesi, mehter marşı konu özeti ödev,mehter deyimleri, mehter kimin tarafından kuruldu, mehter marşı takım, mehter resimleri, mehteran takımı, mehterde görevli kişiler, mehteri kim kurdu, mehterin tarihçesi nasıldı,
Osmanlıda savaş deniclince belkide akla gelen ilk şey Mehter Marşı...Bu yazımızda mehter takımın kuruluşu, mehter marşının özelliklerini derledik... İşte Mehter Marşı...
Mehter, Osmanlı Yeniçeri Askeri Bandosu dünyanın en eski askeri bandosudur. Farsçadaki "mihter" kelimesinden türemiştir.
İslamiyetten önceki Türk devletlerinde, küçük değişikliklerle yer almıştır. Yeniçerilerin olduğu gibi Mehteranın da Piri Hacı Bektaşi Veli olup, her icraattan önce mutlaka Peygamber, Ali ve Hacı Bektaşi Veli adına dua okunması ve marşlarda adlarının zikredilmesi gelenektendir.
Üç önemli sembol yer alır; ocak, sancak ve zafer.
Osmanlı mehterinde; zurna, boru, kurrenay ve mehter düdüğü gibi nefesli, üflemeli, kös, davul, nakkare, zil ve çevgân gibi vurmalı ya da çarpmalı çalgılar yer almıştı. Tüm çalgıların sayısı eşit tutulmuş ve bu sayıya dayanakarak mehterin kaç katlı olduğu belirlenirdi.
Osmanlılar'da, askerî musukiyi icra eden topluluğa verilen isim. Farsça'da mihter olarak geçen mehter kelimesi, ekber (en büyük), âzam (pek ulu) mânâsında bir ism-i tafdildir. Türkçeye bu kelimenin Arapçalaştırılmış şekillerinden mehter, çoğulu olarak da mehterân yerleşmiştir.
Mehteran bölüğü, 1826 yılında Padişah II. Mahmut tarafından Yeniçeri, Ahi ve Bektaşi Ocaklarıyla birlite kapatılmış ve 1908 yılında Enver Paşa tarafından yeniden açılmıştır.
Osmanlıda savaş deniclince belkide akla gelen ilk şey Mehter Marşı...Bu yazımızda mehter takımın kuruluşu, mehter marşının özelliklerini derledik... İşte Mehter Marşı...
Mehter, Osmanlı Yeniçeri Askeri Bandosu dünyanın en eski askeri bandosudur. Farsçadaki "mihter" kelimesinden türemiştir.İslamiyetten önceki Türk devletlerinde, küçük değişikliklerle yer almıştır. Yeniçerilerin olduğu gibi Mehteranın da Piri Hacı Bektaşi Veli olup, her icraattan önce mutlaka Peygamber, Ali ve Hacı Bektaşi Veli adına dua okunması ve marşlarda adlarının zikredilmesi gelenektendir.
Üç önemli sembol yer alır; ocak, sancak ve zafer.
Osmanlı mehterinde; zurna, boru, kurrenay ve mehter düdüğü gibi nefesli, üflemeli, kös, davul, nakkare, zil ve çevgân gibi vurmalı ya da çarpmalı çalgılar yer almıştı. Tüm çalgıların sayısı eşit tutulmuş ve bu sayıya dayanakarak mehterin kaç katlı olduğu belirlenirdi.
Osmanlılar'da, askerî musukiyi icra eden topluluğa verilen isim. Farsça'da mihter olarak geçen mehter kelimesi, ekber (en büyük), âzam (pek ulu) mânâsında bir ism-i tafdildir. Türkçeye bu kelimenin Arapçalaştırılmış şekillerinden mehter, çoğulu olarak da mehterân yerleşmiştir.
Mehteran bölüğü, 1826 yılında Padişah II. Mahmut tarafından Yeniçeri, Ahi ve Bektaşi Ocaklarıyla birlite kapatılmış ve 1908 yılında Enver Paşa tarafından yeniden açılmıştır.
taç mahal nedir, tac mahal nerededir, taç mahali kim yaptı, taç mahal ne zaman yapıldı, taç mahal neden yapıldı, tac mahal hangi ülkede, taç mahal kaç yılında yapıldı, Babür İmparatorluğu, banu sultan kimdir, Mehmet İsmail Efendi, Mimar İsmail Efendi, Mümtaz Banu Begüm, Mümtaz Mahal, şah cihan kimdir, tac mahal, tac mahal bitiş, tac mahal bitiş tarihi, tac mahal genişlik, tac mahal i kim yaptı, tac mahal i yapan kim, tac mahal in özellikleri, tac mahal kubbe, tac mahal kubbe sayısı, tac mahal kubbe yüksek, tac mahal ne zaman yapıldı, tac mahal nerdedir, taç mahal niçin yapıldı, tac mahal özellikleri, tac mahal tarihi, tac mahal yapılış tarihi, tac mahal hikayesi, tac mahal efsanesi
Hindistan denilince belkide akla gelen en önemli tarihi eseri Tac Mahal. Öyleki Tac Mahal güzelliği ile dünya harikaları arasında yer alıyor. Bu yazımızda Tac Mahal hakkında kısaca bilgi vermek istedik... İşte Tac Mahal hakkında kısaca bilgi...
Tac Mahal Nerededir?
Tac Mahal Ne Zaman Yapılmıştır?
Tac Mahal Neden Yapılmıştır?
Tac Mahal:
Tac Mahal, Babür İmparatorluğu'nun 6. hükümdarı Şah Cihan (Şah-ı Cihan:Dünyanın Şahı) (1593-1666) tarafından, o zamanki imparatorluğun başkenti olan Hindistan'ın Agra şehrinde, Jumna (Yamuna) Nehri'nin kıyısında yaptırılmıştır. (Babür Şah'ın Hindistan da kurduğu Türk İmparatorluğu, Hindistan'da 332 yıl (1526-1858) egemen oldu.)
Bir isyanı bastırmak için ordularıyla Burhanpur'a giden Şah Cihan'a, dokuz aylık hamile olmasına rağmen her zamanki gibi eşi Mümtaz Mahal (Ercümend Banu Begüm) de eşlik etmişti. Mümtaz Mahal, 14. çocuklarını doğururken öldü.(1631)Şah Cihan, eşinin ölümünden sonra 2 yıl yas tuttu. Artık devlet işlerine ilgisini kaybeden hükümdar, teselliyi sanat ve mimaride buldu. Eşinin ölümünün ertesi yılı 1632'de Tac Mahal'in temeli atıldı
Efsaneye göre yapımı bittikten sonra, türbe işçilerinin kolları aynı yapıttan bir tane daha yapılmaması için kesilmiştir. Bugün Hindistan'ın en fazla turist çeken bölgesi. Ancak çevresinde oluşan çarpık yapılaşma, bu tarihi yapıtın geleceğini tehdit ediyor. Bulunduğu şehrin bir çok noktasından açıkça görülebilen Tac Mahal, Türk-İslam Mimarisi'nin en önemli yapıtları arasında yer almaktadır.
Dünyada aşk için dikilmiş en büyük ve en güzel anıt olarak kabul edilen bu türbe, Şah Cihan'ın büyük bir aşkla sevdiği eşi Ercümend Banu Begüm'ün doğum sırasında ölümü üzerine, onun anısına yaptırılmıştır.(Çocuk doğururken ölen kadınların kutsal olduğuna inanılır.)
Yapının mimarları; Mimar Sinan'ın talebelerinden Mehmet İsa Efendi ve Mehmet İsmail Efendi ile yapıdaki yazıları yazan Hattat Serdar Efendi, eserin yapımı için Şah Cihan tarafından İstanbul'dan davet edilmişlerdi. 1632'de inşasına başlanan eser, 20 yıl sonra 1652'de tamamlanmıştır.
Tac Mahal'in yapımında parlak, ince mavi damarları olan beyaz mermer kullanılmıştır. Aynı mermerden yapılan ve yerden yüksekliği 82 metre olan kubbe, Mimar İsmail Efendi tarafından yapılmış ve 1648 yılında tamamlanmıştır.
Kubbe üzerinde altınlı bir alem vardır. Türbenin beyaz mermerden 4 minaresi vardır. Anıtın dört yanına Hattat Serdar Efendi tarafından Yasin suresinin tamamı yazılmıştır.
İnşaatta çok sayıda ustanın da yanı sıra, günde 20 bin işçinin çalışmasıyla türbe 1643'te, çevresindeki avlu ve yapılar 1649'da bitirildi. Tac Mahal, 20 yılda 1652'de bütünüyle tamamlandı.
Agra ilinin dışında Yamuna Irmağı'nın kıyısında, 305x580 metre ölçülerinde dikdörtgen avluda yer alan Tac Mahal, dört cephesinin ortalarında 33 metre yüksekliğindeki taç kapılarıyla 75 metre yüksekliğindeki anıt kubbeyi çevreliyor.
İç mekanı örten 30 metre yüksekliğindeki alt kubbeyle üst kubbe arasında türbe mekanı kadar ölü hacim var.
Mümtaz Mahal ve Şah Cihan'in sandukaları üst katta, kubbenin altındadır. Sandukaların bulunduğu yerdeki kubbede insan ağzından çıkan her ses 7 kez yankılanacak şekilde bir akustiğe sahiptir. Şah'ın ve eşinin asıl lahitleri ise, en alt katta bulunmaktadır.
Tac Mahal'in yüz binlerce akik, sedef ve firuze gömülü olan duvarlarında ayrıca 42 zümrüt, 142 yakut, 625 pırlanta ve 50 adet çok iri inci vardır.
Romantik görünüşü ile herkesi büyüleyen, Doğulu Batılı birçok ünlü yazar ve şaire ilham kaynağı olan Tac Mahal, mehtaplı gecelerde bile aydan daha parlak görünür.
Tac Mahal, 1983’ten bu yana UNESCO'nun Dünya Miras Listesi'nde yer almaktadır
Hindistan denilince belkide akla gelen en önemli tarihi eseri Tac Mahal. Öyleki Tac Mahal güzelliği ile dünya harikaları arasında yer alıyor. Bu yazımızda Tac Mahal hakkında kısaca bilgi vermek istedik... İşte Tac Mahal hakkında kısaca bilgi...
Tac Mahal Nerededir?
Tac Mahal Ne Zaman Yapılmıştır?
Tac Mahal Neden Yapılmıştır?
Tac Mahal:
Tac Mahal, Babür İmparatorluğu'nun 6. hükümdarı Şah Cihan (Şah-ı Cihan:Dünyanın Şahı) (1593-1666) tarafından, o zamanki imparatorluğun başkenti olan Hindistan'ın Agra şehrinde, Jumna (Yamuna) Nehri'nin kıyısında yaptırılmıştır. (Babür Şah'ın Hindistan da kurduğu Türk İmparatorluğu, Hindistan'da 332 yıl (1526-1858) egemen oldu.)
Bir isyanı bastırmak için ordularıyla Burhanpur'a giden Şah Cihan'a, dokuz aylık hamile olmasına rağmen her zamanki gibi eşi Mümtaz Mahal (Ercümend Banu Begüm) de eşlik etmişti. Mümtaz Mahal, 14. çocuklarını doğururken öldü.(1631)Şah Cihan, eşinin ölümünden sonra 2 yıl yas tuttu. Artık devlet işlerine ilgisini kaybeden hükümdar, teselliyi sanat ve mimaride buldu. Eşinin ölümünün ertesi yılı 1632'de Tac Mahal'in temeli atıldı
Efsaneye göre yapımı bittikten sonra, türbe işçilerinin kolları aynı yapıttan bir tane daha yapılmaması için kesilmiştir. Bugün Hindistan'ın en fazla turist çeken bölgesi. Ancak çevresinde oluşan çarpık yapılaşma, bu tarihi yapıtın geleceğini tehdit ediyor. Bulunduğu şehrin bir çok noktasından açıkça görülebilen Tac Mahal, Türk-İslam Mimarisi'nin en önemli yapıtları arasında yer almaktadır.
Dünyada aşk için dikilmiş en büyük ve en güzel anıt olarak kabul edilen bu türbe, Şah Cihan'ın büyük bir aşkla sevdiği eşi Ercümend Banu Begüm'ün doğum sırasında ölümü üzerine, onun anısına yaptırılmıştır.(Çocuk doğururken ölen kadınların kutsal olduğuna inanılır.)
Yapının mimarları; Mimar Sinan'ın talebelerinden Mehmet İsa Efendi ve Mehmet İsmail Efendi ile yapıdaki yazıları yazan Hattat Serdar Efendi, eserin yapımı için Şah Cihan tarafından İstanbul'dan davet edilmişlerdi. 1632'de inşasına başlanan eser, 20 yıl sonra 1652'de tamamlanmıştır.
Tac Mahal'in yapımında parlak, ince mavi damarları olan beyaz mermer kullanılmıştır. Aynı mermerden yapılan ve yerden yüksekliği 82 metre olan kubbe, Mimar İsmail Efendi tarafından yapılmış ve 1648 yılında tamamlanmıştır.
İnşaatta çok sayıda ustanın da yanı sıra, günde 20 bin işçinin çalışmasıyla türbe 1643'te, çevresindeki avlu ve yapılar 1649'da bitirildi. Tac Mahal, 20 yılda 1652'de bütünüyle tamamlandı.
Agra ilinin dışında Yamuna Irmağı'nın kıyısında, 305x580 metre ölçülerinde dikdörtgen avluda yer alan Tac Mahal, dört cephesinin ortalarında 33 metre yüksekliğindeki taç kapılarıyla 75 metre yüksekliğindeki anıt kubbeyi çevreliyor.
İç mekanı örten 30 metre yüksekliğindeki alt kubbeyle üst kubbe arasında türbe mekanı kadar ölü hacim var.
Mümtaz Mahal ve Şah Cihan'in sandukaları üst katta, kubbenin altındadır. Sandukaların bulunduğu yerdeki kubbede insan ağzından çıkan her ses 7 kez yankılanacak şekilde bir akustiğe sahiptir. Şah'ın ve eşinin asıl lahitleri ise, en alt katta bulunmaktadır.
Tac Mahal'in yüz binlerce akik, sedef ve firuze gömülü olan duvarlarında ayrıca 42 zümrüt, 142 yakut, 625 pırlanta ve 50 adet çok iri inci vardır.
Romantik görünüşü ile herkesi büyüleyen, Doğulu Batılı birçok ünlü yazar ve şaire ilham kaynağı olan Tac Mahal, mehtaplı gecelerde bile aydan daha parlak görünür.
Tac Mahal, 1983’ten bu yana UNESCO'nun Dünya Miras Listesi'nde yer almaktadır
















